Bazen hayat insanı en ummadığı yerden yakalar. Her şeyin bittiğini, tıkandığını sandığın bir anda, hiç hesaba katmadığın bir yüz çıkar karşısına. Önce bir yabancı, sonra yavaş yavaş kurulan bir arkadaşlık... Zamanla içindeki o derin boşluğun yerini başka bir heyecana bıraktığını fark edersin. Önce "Acaba yalnızlıktan mı?" diye sorarsın kendine. Boşluk hissidir belki dersin. Ama zamanla adını koyamadığın o duygu büyür, büyür ve adı aşk olur.
Uzun süredir kapalı olan o kapıyı çalmayı unutan kalbin, birdenbire yeniden inatla, zırıl zırıl atar.
O, hayatın sana sunduğu en duru, en oturaklı ve en incitmekten korktuğun gerçekliktir. Kendi dünyasında zarif ve kendi ayakları üstünde duran biridir o. Ona zarar vermekten, bu karmaşık hayatın gölgesini onun tertemiz dünyasına düşürmekten öyle çok korkarsın ki... Kendi ellerinle mesafeler koyarsın araya. Yanlış anlaşılmasın, garip olmasın diye başka paylaşımlar yaparsın; belki korumak, belki de kendi kabuğuna çekilmek için. İçten içe de istersin ki anlasın; paylaştığın o manalı sözlerin, satır aralarına sakladığın fısıltıların ona ait olduğunu bilsin.
Belki de anladı. Zaten böyle şeyler sessizlikten de anlaşılır.
Ama şimdi? Şimdi konuşmuyoruz. Arada o dağlar gibi duran sessizlik, insanın canını fena halde yakıyor. Uzun bir süre sonra, kalbinin buz tuttuğunu sandığın bir devirde yeniden aşık olmanın o garip sızısı sarıyor dört bir yanını.
Gökyüzüne bakarsın; yıldız ordadır, ışığı gözlerine kadar gelir ama ona dokunman imkansızdır. Öyle bir aşktır ki bu; ne bitirebilirsin ne de tam anlamıyla yaşayabilirsin. Sadece "iyi ki"lerin ve "keşke"lerin arasında, hayatın akıp giden gürültüsünden uzakta, kendi içindeki saklı odada büyütürsün. Belki de kavuşmamak, bazı aşkları kirletmeden, ömrün boyunca taşıyabileceğin en saf hediye kılan tek şeydir.

Copyright © 2026 Az ve Öz - All Rights Reserved.
Powered by GoDaddy
We use cookies to analyze website traffic and optimize your website experience. By accepting our use of cookies, your data will be aggregated with all other user data.